ULUSLARARASI OSMANLI DÜŞÜNCESİ,KAYNAKLARI ve TARTIŞMA KONULARI

MENÜ
sl1

sl1

sl1

sl1

sl1

 

OSMANLI DÜŞÜNCESİ, KAYNAKLARI VE TARTIŞMA KONULARI 

(XIV - XVIII YY)

Sempozyumu

          Sakarya

18-19 Ekim 2017

İslâm düşünce geleneğinin önemli halkalarından biri olan ve kendisini dini ilimlerden felsefeye; tarihten edebiyata ve mimariden güzel sanatlara kadar geniş bir alanda ifade eden Osmanlı düşüncesi, zamansal ve mekânsal genişliğiyle ters orantılı olarak çok az incelenmiş bir alandır. Oysa sergilediği eşine az rastlanır istikrar ve süreklilik -benzeri bütün medeniyetlerde olduğu gibi-, bu durumu sağlayacak nazarî bir temel ve entelektüel üretim olmaksızın düşünülemez. Ancak yakın zamanlara kadar, bu dönemin düşüncesi hakkındaki bilgilerimiz/kanaatlerimiz, büyük ölçüde güvenilir bir tasvir ortaya koymaktan uzak olan Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış mahdut sayıdaki metinler üzerine yapılmış çalışmalara dayanmaktaydı. Halbuki Osmanlı’da, en üst seviyedeki nazarî ve dinî eserler, ağırlıklı olarak Arapça kaleme alınmış; Türkçe ise bilginin geliştirilip derinleştirilmesi için değil, daha geniş kitleler tarafından anlaşılıp yaygınlaştırılması için bir vasıta olarak kullanılmıştır. Arapça yazılan metinlerle ilgili çalışmalar ise yakın zamanlara kadar belli konularla sınırlı kalmıştı. Ancak günümüzde, hem yabancı hem yerli akademik camiada Osmanlı dönemi düşüncesine yönelik ilgi ve nitelikli çalışmalarda bir artış gözlenmeye başlamıştır. Osmanlı düşüncesinin, kendisini çok farklı alanlarda (Kelam, Felsefe, Tasavvuf, Fıkıh, Tarih, Edebiyat, Tefsir, Hadis vs.) kaleme alınan eserlerde ifade etmiş olması, bu eserlerin ve önem derecelerinin belirlenmesi; söz konusu düşüncenin anlaşılması açısından hayati öneme sahip bir meseledir. Bu yüzden sempozyumun birinci hedefi, Osmanlı'nın Klasik Dönemi olarak adlandırılan XIV-XVIII. yüzyıl Osmanlı düşüncesinin kendisini ifade ettiği, izinin takip edileceği ve bulunmak istendiğinde başvurmak zorunda olduğumuz eserlerin tespiti ve tanıtımıdır.

***

Dünya düşünce tarihinin paradigma kurucu eserleri ortaya çıktıktan sonra bunlar üzerine yapılmış açıklayıcı ve sorgulayıcı metinler telif edilmeye başlanmış ve böylece mevcut paradigmalar, gerek savunu gerekse tenkit bakımından daha incelikli fikir işçiliklerine tabi tutulmuştur. İslam Düşüncesini oluşturan felsefi ve dini ilimler de, Osmanlı'nın tarih sahnesine çıkmazdan önce kendi paradigmalarını kurmuş, bu ilimler arasındaki ihtilaf ve ittifak noktaları belirginleşmiş durumdaydı. Ancak bu durum, yakın zamanlara kadar iddia edildiği gibi düşünce alanında bir durgunluğun/daralmanın olduğu anlamına gelmemiştir. Bunun böyle olmadığı araştırmacılar tarafından "İslam Düşüncesi'nin İkinci Klasik Devri” olarak isimlendirilen bu dönemde mesela, Fahruddin Râzî, Sühreverdi el-Maktul, İbn Arabî, Mevlana, Nâsıruddin Tûsî, Kutbüddin Râzî, Celâlüddin Devvânî, Seyyid Şerif Cürcanî, Sa'düddin Taftazanî, Merğinânî, Kâdihân, Sadru'ş-şeria, Ebu'l-berekât en-Nesefî, vb. gibi isimler üzerine yapılan çalışmalarla ortaya konulmuş oldu. Osmanlı’nın hemen öncesinde veya ilk dönemlerinde civar coğrafyalarda yaşamış bu isimlerin eserlerine bakıldığında, telif tarzında kendilerinden önceki döneme nazaran bir değişikliğin yaşandığını; geniş çaplı eserler yerine, paradigmatik metinler üzerine genelde şerh ve hâşiye türü eserlerle birlikte bazı temel konulara dair müstakil risalelerin kaleme alınmaya başlandığı görülmektedir. Bu dönemin telif tarzı Osmanlı ulemasına da intikal etmiş ve bunun bir sonucu olarak da büyük bir literatür ortaya çıkmıştır. Tamamına yakını yazmalar halinde bulunan bu literatür üzerinde yapılacak yüzeysel bir tarama, bazı eserler üzerine ısrarla şerhlerin ve hâşiyelerin kaleme alınmış olduğunu gösterecektir. Bu durum, Osmanlı Düşüncesinin olup olmadığı ve böyle bir şey varsa Gazzali sonrası dönemde -daha sonra yanlışlığı ortaya konan-, düşünsel durgunluğun/çöküşün bir benzerinin Osmanlı düşüncesinde yaşanıp yaşanmadığı sorusuna yol açmıştır. Osmanlı düşüncesinin kendinden önceki İslam düşünce geleneğiyle olan bağı meselesi, ona bir ilavesinin olup olmadığı ancak bu şerh ve hâşiyelerde, klasik dönemin hangi konularının öne çıktığı hangilerinin geri plana düştüğü ve ne tür yeni konuların ele alındığının ortaya konulmasıyla mümkün olacaktır. Literatür taramasının gösterdiği bir başka husus da şerh ve hâşiyelerden ayrı olarak, bazı konularda sıralı olarak müstakil risalelerin kaleme alınmış olmasıdır. Bu risalelerden bir kısmı -felsefe ve kelâm özelinde örnekleyecek olursak- varlık, küllîler ve isbât-ı vâcib gibi genel konular olmakla beraber diğer bir kısmı da haml, vaz’ ve tanım vs. gibi daha özel mantık konularıdır. Ayrıca dil üzerine yapılmış nazarî çalışmaların da oldukça büyük bir yekûn tuttuğu göze çarpmaktadır. Yakın zamanda özellikle Kemalpaşazâde ve Taşköprîzâde üzerine yapılan çalışmalar, bu tür risalelerde çok canlı bir şekilde karşılıklı tartışmaların cereyan ettiğini göstermekte ve farklı tarzda ekolleşmelerin bulunduğuna dair ipuçları vermektedir.

Bu sebepten sempozyumda ardına düşülmesini amaçladığımız ve katkı beklediğimiz ikinci hedefimiz "Osmanlı düşüncesinde ön plana çıkan tartışma konularının neler olduğu?"nun belirlenmesidir.

Son zamanlarda Osmanlı düşüncesine yönelik ilginin ve nitelikli çalışmaların artışı, şu ana kadarki bilgi birikimimizin mahiyetini görebilmek adına bize bu sempozyumu düzenleme cesaretini vermiştir. Ancak bu alanda artmaya başlayan ilgi ümit verici olsa da henüz yolun çok başında olduğumuz âşikârdır. Sempozyum, Osmanlı düşüncesi ile ilgili olarak günümüzde yapılagelen çalışmaları bünyesinde toplamak ve böylece bu alandaki entelektüel merakı daha da artırmak suretiyle yeni çalışmaları teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

Bu sempozyumda, yukarıda zikredilen iki ana soru bağlamında, katılımcılardan şu alanlarda katkılar beklenmektedir:

  • Kelâm,              
  • Felsefe
  • Tasavvuf
  • Fıkıh Usûlü,
  • Mantık
  • Arap Dili ve Edebiyatı,
  • Tefsir/ Tefsir Usûlü
  • Hadis Usûlü
  • Hadiş Şerhleri
  • Musikî
  • Divan Edebiyatı
  • Tarih Yazımı
  • Mimari
  • Güzel Sanatlar
  • Siyaset Düşüncesi